Y Kuşağının en sevdiği çalışma yeri: Paylaşımlı ofisler

Freelance çalışanlar neden evde oturmak yerine bir kahve dükkanının daimi müşterisi haline geliyorlar? Bunun cevabı çok net: Motivasyon. İçine girdiğiniz mekanda konforlu bir köşe bulup kulaklıklarınızı takarak saatlerce çalışmanıza odaklanabiliyorsunuz. Temiz hava ve güneşe ihtiyaç duyduğunuz an kendinizi dışarı atıp birkaç dakika dinleniyorsunuz. Saatlerce çalıştıktan sonra keyifli bir yorgunluk bastırdığında kahve tazeleme vakti gelmiş oluyor. Kahvenizin son yudumlarınızı işinizi gözden geçirirken tadıyorsunuz ve oldukça etkin bir çalışma gerçekleştirdiğinizi düşünüyorsunuz.

Kahve dükkanlarında kazandığımız motivasyon, 80’li yılların sonlarında işyerlerinde yayılmaya başlayan bir trendin parçası. Teknolojinin modern günümüze kıyasla geleneksel kaldığı günlerde şirketler için en büyük dert, çalışanlar arasında etkin bilgi paylaşımı sağlamaktı. En iyi çözüm, tabii ki ortak çalışma alanlarıydı. Bilgi paylaşımının ve motivasyonun artmasının yanı sıra şirket kültürünün güçlendiğini gören yöneticiler, ortak alanları bir standart haline getirdi. Mark Zuckerberg’in Menlo Park, California’da bulunan Facebook merkezinde çalışanları ile iç içe bir masayı kullanması, şirket kültürünün güçlü kalmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri olarak gösteriliyor.

Girişimci beyinlerin mekanı

Orta ve büyük ölçekli firmalar kendileri için standart hale gelen ortak çalışma alanları sayesinde operasyon kabiliyetlerini fazlasıyla artırdı, hatta yeni alışkanlıklar da elde edildi. Bir tanesi sabahları gerçekleştirilen kısa toplantılar olarak belirdi. “Ayakta yapılan” toplantılar, yeni trendin en hızlı yayılan versiyonu oldu. 2001 yılında bir grup yazılımcının yayımladığı ve Agile (çeviklik) yaklaşımına dayanan bir manifesto ile ortaya çıkan ayakta toplantı anlayışında, çalışanlara üç soru soruluyordu:  “Dün yapılan toplantıdan bu yana ne yaptım”, “Bugün ne yapıyorum” ve “İşimin tamamlanmasına engel olabilecek problemler nedir.”

Anlaşılacağı üzere ortak alanda bir araya gelmek, modern insan için en verimli ve yenilikçi çalışma alanını doğurdu. Ancak bu alanda evrim sona ermemişti. Teknoloji dünyasının sunduğu yenilikler ile başa çıkmaya çalışan milyonlarca girişimcinin tetiklediği bir startup akımı başladı. Çalışan sayısı nadiren 10’u bulan bu küçük oluşumlar ne özel şirketlerin imkanlarına sahipti ne de kahve dükkanları gibi mekanlarda çalışmak gibi bir imkanları vardı. Aradıkları çözüm yeni bir trend ile kısa zamanda çözüme kavuştu: Paylaşımlı ofisler.

Paylaşımlı ofis tanımı 10 yıl öncesine kadar neredeyse bilinmiyordu. 2007 yılında, ABD’de sadece 14 paylaşımlı ofis mekanının bulunduğu biliniyor. 2017’ye gelindiğinde ise bu sayı 11,000 olmuştu. 2020 yılında ise ABD’de toplam 26,000 paylaşımlı ofisin bulunması ve 3.8 milyon kişiye hizmet vermeleri bekleniyor.

Paylaşımlı ofislerin bu denli benimsenmesini sağlayan faktör Y kuşağının kendisi. Sabah yüzünü yıkamadan ultrabook’u ile kendini kahve dükkanına atan genç girişimciler, kendileri için tasarlanmış dinamik ve konforlu bir çalışma ortamı hayal ediyordu. Nihayetinde, bir spor salonuna üye olur gibi ödeme yapılabilen, son derece canlı ve konforlu çalışma alanlarıyla paylaşımlı ofisler belirdi.

Paylaşımlı ofisler mimarileri ile geleneksel çalışma ortamlarını geride bırakıyor.

Paylaşımlı ofisler neden şart?

Girişimcilerin iş dünyasına atılmadan önce üzerinde fazlasıyla çalıştığı birçok başlık var. Örneğin gerekli bilişim teknolojisi altyapısının nasıl kurulacağı ve operasyon maliyetlerinin nasıl minimumda tutulacağı gibi. Bu iki soruya en kısa cevabı vermek gerekirse, bulut bilişim ve paylaşımlı ofis olarak özetlemek yerinde olacaktır. Şimdi neden ikincisi kaçınılmazlardan biri ona bakalım:

Düşük maliyetler: Girişimcilerin kısıtlı sermaye ile adım attıkları iş dünyasında ayakta kalabilmeleri için bütçe planlamasını fazlasıyla dikkatli yapması gerekiyor. Büyük bir ofis kiralamak, kısa zamanda kaynaklarınızın tükenmesine neden olabileceği için bu yaklaşımdan kaçınmanız gerekiyor. En iyisi, aylık üyelik bedeli 500 TL bile olmayan paylaşımlı ofis seçeneklerini değerlendirmek olacaktır.

Omuzlarınızdaki yükü azaltın: Eğer kendinize ait bir mekana sahipseniz düzenlenmesi, bakımı ve temizliğine kadar tüm sorumlulukları ile siz uğraşacaksanız demektir. Oysa bir paylaşımlı ofis sizleri her sabah bir önceki gün gibi hazır ve temiz bir şekilde bekliyor olacak. Ayrıca emlak işleriyle uğraşmak ve uzun yıllar kira ile uğraşmaktan tamamen kurtuluyorsunuz. Paylaşımlı ofisler ile mekan kiralamanız saatlik, günlük, haftalık veya aylık olabiliyor.

Network potansiyeli: Paylaşımlı ofisleri onlarca, belki de yüzlerce insan ile paylaşıyorsunuz. Nihayetinde kendi sektörünüzde veya bağlantılı sektörlerde yer alan diğer firmalarla tanışmanız ve beyin fırtınalarına kapılmanız an meselesi. Paylaşımlı ofislerin sunduğu ortam ile bağlantılarınızı hızla genişletmek Y kuşağı için önemli bir fırsat.

Lojistik avantajı: Nielsen tarafından yapılan 2014 tarihli bir araştırmaya göre, Y kuşağının 62%’si şehir merkezlerine yakın yaşamayı tercih ediyor. Her türlü ihtiyacın karşılanabildiği yerlere yakın kurulan paylaşımlı ofisler, girişimcileri çekmekte çok daha başarılı oluyor. Kolay ulaşım sağlamasının yanı sıra iş saatleri dışında iyi vakit geçirmeyi sağlayan bir konum, paylaşımlı ofisleri Y kuşağının en sevdiği mekan haline getiriyor.

Geleneksellikten uzaklaşma fırsatı: Y kuşağı için paylaşımlı ofislerde sunulan belki de en iyi özellik, geleneksel ofis görüntüsünden tamamen uzaklaşmış olmaları. Kurumların hiyerarşik ve donuk ortamlarına kıyasla, son derece canlı, katı kuralların yer almadığı ve motive edici bir ortamda çalışıyorsunuz. Startup’ların kendilerine özgü bir düzen kurduğu paylaşımlı ofislerde sıkıcı normlar yerini sıcak bir ortama bırakıyor.

Paylaşımlı ofisler en verimli beyin fırtınası merkezleri haline geldi.

Sadece bir ofis mi, asla!

Paylaşımlı ofislerin yukarıda özetlediğimiz maddelerden çok daha fazla artısı var. Her yaştan insanın şeffaf bir iletişim ortamında düşünce ve fikirlerini paylaştığı, resmi görüşmelerin yerine kahve içerken toplantı yapıldığı, çalışma davranışlarını ve enerjisini özgür bırakan ortamlar paylaşımlı ofisler.

Kendilerine özgü mimarileri ile sundukları kullanım alanlarını farklı alanlara yönelten paylaşımlı ofisler, bazen bir sanat galerisi bazen de bir tiyatro sahnesine dönüşebiliyor. Yenilikçiliğin sürüklediği bir trend olarak paylaşımlı ofislerin bir gün şehirlerin dört bir yanına dağılmış arı kovanları görevi göreceğini söylemek hiç zor değil.

Mufit Yılmaz Gökmen

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...