Vitrinden Sosyal Medyaya Tüketimin Lokomotifleri

Benjamin, 19. Yüzyıl Paris’ini anlatırken sanatın ticareti geliştirmek için kullanıldığı, lüksün merkezi haline gelmiş yeni arkatlardan bahseder. Sanayi devriminin çeşitli üretim alanlarındaki etkileri başlamadan önce, tekstilin ev yapımı ve/veya özel olarak üretildiği bilinmektedir. Endüstrileşmeyle birlikte malların seri üretimi, nihaî ürünün artık satın alınması için sergilenmesi ihtiyacını da beraberinde getiriyordu. Kökleri 18. yüzyıla dayanan bu dönüşüm, 19. yüzyılın sonlarında cazip teşhir vitrinleri ve satış alanları olarak kendini gösteriyordu. Debord’un literatüre tanıttığı “gösteri” kavramı, belki de burada en eski formlarıyla gündelik hayata girmiş bulunuyordu.

Yine de en büyük fark belki de Debord’un gösterisinin imgelerden bahsediyor olması olabilir. Öte yandan, 19. yüzyılın sergileri ve vitrinleri, temel olarak satıcı tarafından tüketicilere gösteriliyordu ve söz konusu olan elle tutulabilir metalardı. Bu, gösterinin o zamanlar ortaya konan yeni kapitalist düzeni tatmin etmesi için yeterliydi.

Dört duvarla sınırlandırılmış fiziksel mekânın kendisini sınırlamayan ve zaman, emek ve tesadüf bariyerlerine takılmayan, zihinsel kaynaklı mekâna, bir temsile dönüşmesi için ise zaman gerekliydi. Bu nedenle, toplumun özellikle de 20. yüzyılın ilk yarısından sonra bağımlı hale geldiği gösteri, önce yerel pazarlarda ilkel bir satış stratejisi yarışmasından evrimleşmiştir diyebiliriz belki de.

Dijitalleşen dünyada sanki bir anda, ya da belki son on yılda oluvermiş gibi görünen ve neredeyse tamamen sosyal medya ve diğer dijital mecralarla kendini var eden bir tüketim anlayışı, tüketici profili ve pazarlama stratejisiyle hızına ve trendine yetişmesi asla mümkün olmayan bir yüzyılda yaşıyoruz. Fakat bütün bunlar aslında bir anda olmadı. İngiltere’de başlayarak dünyada var olan her canlıyı bir şekilde etkileyen Sanayi Devrimiyle can bulan bir hikâyenin geldiği son güncel noktadayız aslında. El yapımı tekstilin, seri üretimle metaya dönüşmesi örneği gibi binlercesiyle oluşan yeni dünyada Art Nouveau veya Arts&Crafts gibi direnç eğilimli tasarım akımları önce kendi içlerindeki çelişkilere yenik düşüp, ardından zanaat ve tasarımı harmanlamaya çalışarak temelde yine endüstriye hizmet etmiş bulunan Bauhaus ve Modernizm gibi akımlara dönüştü. Sonraysa tüm kalıpları ve kuralları kırmak isteyen, bireyselliğe vurgu yapan post-modernizm ve dolayısıyla “geç-kapitalizm” dediğimiz döneme evirildi. Gazeteden, radyoya, oradan televizyon ve bilgisayara ve nihayet internete ulaşan bir medya serüveni de bütün bu sanat, zanaat, tasarım çizgileri içinde hiç durmadan çakışan, ısınan, yükselip inen bir toplumsal dinamik yarattı.

Pazarın, 19. yüzyılda vitrinlerle ve esasen sınırlı bir sınıf dilimine hitap eden bir tüketim profiliyle başlayan ve daha sonra seri üretim olanaklarının gelişmesi, markalaşma -markalarda kimlikselleşme- ve hedef kitle hacmindeki artışa duyulan ihtiyaçla diğer toplumsal tabakalara da erişebilmesi serüvenini ilerleyen yazılarda anlatıyor olacağım.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...