Mutluluğa Kodlanmak

‘Olumlu düşün, pozitif ol, kötüyü düşünme çekersin’ gibi laflar eden birini duyunca sinirlendiğiniz için derin nefesler alıyorsanız yalnız değilsiniz.

Bazı şeyler kabullenmekle başlıyor. Olumsuz düşünmekten rahatsız olmak yerine, hayatta kalma mekanizmamızın bir parçası olarak olumsuzu düşünmeye eğilimli olduğumuzu kabul etmekle bana çok iyi geliyor. Biliminsanları buna ‘negativity bias’ yani ‘olumsuzluk eğilimi’ diyor. Çünkü olumsuz durumlar genellikle hayatta kalmamızın önünde bir engel olabilir. Yani ormanda (ya da İstanbul’da) bir ayı görünce ‘Aaa ne tatlı bir ayı’ diyerek olumlu düşünseydik büyük ihtimalle ölürdük. Onun yerine ‘Eyvah, ayı! Bu şimdi beni kesin yer’ şeklinde bir düşünce tarzı, bu konuda önlem alarak kendimizi korumamızı sağlıyor.

Ama tabii modern zamanlarda, hayatta kalma derdimiz şekil değiştirdiği için artık konumuz ‘İş fikrim tutacak mı, yatırımcı bulabilecek miyim, bulamazsam bir işe girip çalışmak zorunda kalacağım, hayatımdan nefret edeceğim’ gibi düşünceler zinciri halinde çığ gibi büyüyerek kendini gösteriyor. Sürekli olumsuzu görmek bazen hayatı istediğimiz şekle sokmanın önünde bir engel oluşturabiliyor. Anksiyete ve depresyon gibi sorunlara yol açabiliyor. O kadar ileri gitmese de kendimizi motive etmemizi engelliyor ve vücutta stres mekanizmasını tetikliyor. Ama bu da çözümsüz değil.

Nöroplastisite prensibi yani; düşünce, duygu ve davranışlarımızı değiştirerek beynimizin yapısını değiştirebileceğimiz artık kanıtlanmış bir gerçek. Bu sayede olumsuza odaklanmak yerine, olumluyu görmek ve odaklanmak olumsuzluk eğiliminin önüne geçmemizi sağlıyor.

Peki beynimi nasıl yeniden programlarım? Kanıtlanmış bir yolu, her gün minnettar olduğunuz şeyleri yazmak. Böylece sürekli olumsuzu görmekten bir süreliğine kendimizi alıp, daha olumluya odaklanmamız mümkün. Bu da sonuç olarak beynimizin yapısını değiştirip, genler ve hücrelerimizin çalışma şeklini etkiliyor. Bu sözde bilim değil, 2000 yılında Eric Kandel’e Nobel kazandırmış bir buluş (zihnimizin gen/hücreleri etkileme kısmı).

Bunu yapmak için de gün içinde zaman zaman kendinize ‘Bugünü iyi yapan neydi, hayatımda iyi giden ne var, neyi heyecanla bekliyorum, beni bugün ne güldürdü?’ gibi sorular sormak işe yarayabilir. Bazı günler bu soruların hiç birine cevap bulamaz haldeysem, soğuk algınlığı geçirdiğimde nasıl hissettiğimi hatırlatıyorum kendime. Sonra ‘boğazım ağrımadığı ve halsiz olmadığım için çok  mutluyum’ gibi çok temel bir minnet duygusu çıkıyor ortaya.

İlginç kısım ise, bu değişimlerin ölçülebilecek kadar ayan beyan ortada olması.

2016 yılında kalp yetmezliği hastalarıyla yapılan bir araştırmada, hastalar 2 gruba ayrılmış. Her iki grup standart ilaç tedavisi olurken, bir grup ek olarak her gün minnet duyduğu şeyleri yazmış. Sonuçlar göz kamaştırıcı! Her gün hayatındaki iyi şeyleri yazanların inflamasyon oranlarında düşüş ve ölçülebilir stres seviyelerinde azalma görülmüş. Yani vücuttaki inflamasyon ve stres, ölçülebilir ve anlamlı bir şekilde azalmış. Yani sadece durup hayatınızda olan bitene teşekkür etmek bedavadan size sağlık kazandırıyor. Hem de sebze suyu bile içmeden. Bence denemeye değer. Tek yapmanız gereken her güne alarm kurup 2 dakikanızı ayırıp hayatınızda olan olumlu şeylere bakmak. Yanınızda defter taşımak istemezseniz bunun için yapılmış çeşitli telefon uygulamalarını bulabilirsiniz. Ücretsiz olsun isterseniz Grateful’u tavsiye ederim.

Bütün bunları okuyup, anlayıp, size iletebilecek motivasyonum olduğu için minnet duyduğum bir andan sevgilerle. 

Pinar Taskinlar

Pinar Taskinlar

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Cansın Ersöz

Aralık 4, 2018