Günün Sonunda Hepimiz Aynı Şeyi İstiyoruz!

Hayatı beraberinde getirdiği her şeyle, olduğu gibi, içindekilerle kabul etmek ona karşı savaşmaktan daha iyidir bazen. Kırmadan, yormadan, yorulmadan elindekinin kıymetini bilmek, güzel yönlerini görmeyi denemek zordur ama huzurludur da.

İnsan ne garip varlıktır ki; her zaman elinde olmayanı arzulayıp elde ettiklerini bir kenara iter. Belki bilerek belki de farkında bile olmayarak yaparız bunu. Doğal bir refleks gibi sanki. Peki gerçekte neyi istiyoruz? Ya da tüm benliğimizle, tüm içtenliğimizle istiyor muyuz? Cevaplaması zor soru… Kararlarımız, isteklerimiz, heveslerimiz, hayatı görüş ve kabul ediş şeklimiz o kadar hızlı ve ansızın değişiyor ki galiba hepimiz bir noktada neyi neden istediğimizi şaşıyoruz. Kendimizi çözmemiz diğer herkesi anlayıp çözmekten daha zorlaşıyor bazen. Henüz kendi kalbimizi, aklımızı tam olarak anlamlandıramamışken karşımızdakinin davranışlarını, isteklerini, sevinçlerini, hüzünlerini tahmin etmeye, öğrenmeye, sürekli takip etmeye çalışmak bi’ noktada yersiz daha doğrusu yetersiz kalmıyor mu?

İşte tam bu anda doğru olan; sormadan, sorgulamadan hatta yormadan, usulca  kendini, karşındakini kısacası hayatı ve hayatın sana kattıklarını olduğu haliyle alıp ilerlemek değil midir? Hayat bu, bazen olur öyle diyerek kendinle savaşmadan yola devam edebilmek…

Günün sonunda hepimiz aynı şeyi istiyoruz; mutlu olmayı! Mutluluğu, algılayış şeklimize ve bize bu yolda aracı olan şeylere ya da kişilere göre mutluluk tanımımız değişse de en nihayetinde ortak paydada göz kırpıyoruz birbirimize.  Peki hepimiz aynı şeyi dilerken ve arzularken neden bir yandan da bu kadar birbirimizi mutsuz edip, mutsuz hissediyoruz? Neden sevmeyi ve sevilmeyi aynı anda isterken aynı anda son derece yetersiz kalıp tam anlamıyla tam olamıyoruz? Sürekli bir şeyleri değiştirmeye çalışmak, aklımızdaki ideal kalıplara sokmaya çalışmak ve olanı olduğu halinden koparıp başka şekillerle var etmeye çalışmak haliyle beraberinde mutsuzluğu getiriyor. Galiba tam bu noktada başa dönüyoruz; karşımızdakini ya da elimizdekini olduğu gibi kabul etmek, sevmek ve değer vermek hepimizin aynı anda yapmayı başardığı bir eylem haline gelirse belki de o meşhur mutluluğu hissedebiliriz.

Zor evet hatta çok zor. İnsanın kendine söz geçirmesi, hep dahasına yönelme arzusunu dizginlemesi, aklını ve kalbini aynı düzlemde tutması… Kesinlikle çok zor. Fakat, her şeyi kendimiz için istemek yerine hayatın akışına kapılıp onun getirdikleriyle buluşmayı, sevişmeyi, konuşmayı öğrendiğimiz noktada belki de ufak da olsa bir mutluluk elde etmemiz mümkün olur.

Ceren Otkun

Ceren Otkun

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Cansın Ersöz

Ağustos 5, 2019

Cansın Ersöz

Temmuz 16, 2019

Cansın Ersöz

Haziran 6, 2019