Bilgisayarlar özgür irademizi elimizden alabilir mi?

Kuantum bilgisayarının önlenemez yükselişi sürdüğü müddetçe bu sorunun yanıtını arayacağız.

“Eğer bu parayı havaya atarsam yazı ya da tura gelmesi şansa bağlı, değil mi?”

Nava başını salladı.

“İşte burada yanılıyorsun. Eğer bir parayı fırlattığımda onu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik, örneğin elimin açısı, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı falan gibi, o zaman yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirsin. Çünkü bu para da, diğer her şey gibi, Newton’un mutlak olan fizik kurallarından etkileniyor.”

Adam Fawer’ın Olasılıksız’ını okuyanlar, kitabın kahramanı David Caine ile Nava arasında geçen bu diyaloğu anımsayacaklardır. Ayrıca bir tabiri daha hatırlamak mümkün: Laplace’ın Şeytanı. Yine kitapta geçti haliyle tanımını verecek olursak:

“Bir an için doğanın tüm güçlerinin ve onu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu -ve bu canlının verileri inceleyebileceğini de- düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıkları ve en küçük atomları da dahil ederek bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de aynen geçmiş gibi gözlerinin önündedir.”

Her ne kadar yıllar içinde Laplace’ın Şeytanı olarak adlandırılan ve yeterli veri sağlandığı takdirde dünü, bugünü ve yarını eksiksiz “bilebileceği” düşünülen bir varlığa ait bu teorinin pek de geçerli olmadığı ispatlansa da (nasıl olduğunu merak edenler Werner Heisenberg’i Googlelayabilirler), günümüz kuantum bilgisayarları bize yeniden eski soruları sordurtuyor.

teknoloji hayatımızın neresinde?
Kurzgesagt


Kuantum bilgisayarı ile yıllardır kullandığımız bilgisayarların temel farkı aslında hemen hemen fizikteki karşılıklarıyla eş: Kuantum fiziği bize aynı parçacağın gözleme bağlı şekilde aynı anda iki farklı konumda, durumda olabileceğini söylerken klasik fizik bunu kabul etmez. Bilgisayarlara gelecek olursak, klasik bilgisayarlarımız parçacık olarak veriyi alıyor, yani bitlerden bahsediyoruz ve 0’lar veya 1’ler üzerinden işlem yapıyor. Yani klasik bilgisayarın gözünde her şey ya 0’dır ya 1. Ya vardır ya yok. Ancak kuantum bilgisayarının veri birimine kübik deniyor ve adını aldığı fizik anlayışındaki gibi, verilere eş zamanlı 0 ve 1 değeri atayabiliyor. Bunun getirisi de hız ve çok daha fazla seçenek.

İsrail Technion Teknoloji Enstitüsü’nden fizikçi Mordechai Segev, hayatımızı değiştirecek ideal kuantum bilgisayarının 2.000 kübit içermesi gerektiğini, -ki bundan aylar önce IBM’in ürettiği dünyanın en büyük kuantum bilgisayarının 50 kübit gücünde olduğunu belirtmekte fayda var- ayrıca gelecekte, hepimiz için özel tasarlanmış birer kuantum bilgisayarına ihtiyaç duyacağımızı belirtiyor: “Tasarlandıkları amaç doğrultusunda, klasik bilgisayarlardan çok daha verimli olacaklar.”

Fakat bu konuda herkes Segev kadar optimist değil. Weizmann Bilim Enstitüsü’nün başkanı Daniel Zajfman, sanki Laplace’ın Şeytanı’na işaret edercesine kafasında şu soruyu çeviriyor: “Her şeyi öngörmemizi sağlayan bir sistem yaratabilir miyiz?” Ve bir fizikçi olarak, o şaşmaz yanıtı veriyor: “Daima etki ve tepki, neden ve sonuç ilişkisi olacaktır.”

Ancak yine fizikçi kimliğiyle konuşup, bu kez doğadaki kaotik davranışa dikkat çekiyor. Neden ve sonuç ilişkilerinin çok ama çok küçük dokunuşlara bağlı, yani aslında saymakla bitiremeyeceğimiz kriterleri olduğunu belirtiyor. Kelebek etkisi olarak bilinen, kahvaltınızı 1 dakika daha uzun yaptığınız için ertesi gün yaşanacak trafik kazasından kurtulmanız gibi sayısız olasılığı biz sayamadığımız gibi, kuantum bilgisayarın da sayamayacağını söylüyor. Tıpkı bir fizikçiye yakışacak şekilde de durumu özetleyerek son noktayı koyuyor:

“Doğadaki bu detayların karşılıklı bağımlılığı, her şeyi öngörme fikri önünde bir engel teşkil ediyor. Özgür irademiz en azından şimdilik kuantum bilgisayarının tehdidi altında değil. Ancak yine de, size bir şeyin imkansız olduğunu söyleyen kimseye inanmayın.”

Belki kuantum bilgisayarların doğrudan evlerimize girip hayatlarımızı ilk elden etkilemesine uzun yıllar var, belki bu teknoloji hiç de sanıldığı gibi özgür irademizi elimizden alıp tüm geleceği önümüze sunmayacak ama unutmamak gerek ki bahsi geçen tüm belkiler, belki de şu an aslında gerçekleşiyordur.

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...