SENİ BEKLEMEKLE GEÇTİ ÖMÜR GAME OF THRONES

Bran’in donuk bakışları, Ned Stark anılarımız ve bir tutam The Lumineers ile Game of Thrones final sezonuna başladık.

Bir diziye methiyeler düzecek olsaydık o dizi büyük ihtimalle Game of Thrones olurdu. Sonuçta bizi en çok bekleten, en çok heyecanlandıran, en çok kafamızı karıştıran dizi o ve 587 günlük (evet, saydık) hasret bitti, kış 8. ve son sezonuyla geldi.

Bu ne bir bölüm eleştirisi yazısı ne de spoiler içeriyor. Bu, bize en fırtınalı dadanmalarımızdan birini yaşatan Game of Thrones’u nasıl beklediğimiz ve bu sürede hissettiklerimizle ilgili bir yazı.

Pazar gecesi itibariyle büyük ayrılığımız bitti, dizinin yeni sezonuna kavuştuk. Bölüme dair en akılda kalıcı detay nemrut suratlı Bran’in tüm bölüm mahallenin dayısı gibi aynı yerde oturması olsa da, insan geçmişe gitmeden duramıyor; en sevdiğimiz, en şaşırdığımız, en üzüldüğümüz sahneleri hatırlıyor, “Cidden ne diziymiş…” diye düşünüyoruz. Yine bu kişisel aydınlanma anı, diziye olan sembolik sitemimizi silemiyor.

587 günde düşünecek çok vaktimiz oldu… YouTube’da kendimize Game of Thrones’a dair yapılmış fan videolarından oluşan bir oynatma listesi yaptık, Westeros tarihini, dizide görmediğimiz dönemleri anlatan belgeselleri bulup bulup tükettik, George R.R. amcanın konuşmalarını izledik, röportajlarını okuduk. Dolayısıyla an itibariyle diziye dair beklentilerimiz 7. sezon sonundaki seviyeden çok yukarılara çıkmış durumda, altı bölüm sürecek 8. sezonu yeni bir mini diziye başlar gibi izlemeyi düşünüyoruz.

Bir süredir Game of Thrones’un en hüzünlü sezonunun ilk sezonu olduğu ve hiçbirimizin bunu, izlediğimiz sırada anlayamamamız üzerine düşünüyorum ve aklımda tek bir replik yankılanıyor:

“THEY’LL BE BACK SOON”

İlk sezonun sonlarına doğru Winterfell’de Bran ile Rickon’un aralarında geçen bu konuşmada Bran, olağanca iyi niyeti ve ağabeylik içgüdüsüyle kardeşine bu lafı söylüyor. Robb’un babasını serbest bırakıp annesini de alarak geri döneceğini söylemeye çalışıyor garibim ama Rickon o zamandan geleceği görmüş olacak ki “Hayır, gelmeyecekler” diyor. Ve gerçekten de cümlede adı geçen kimse geri gelmiyor. Stark ailesi biz daha onları tam olarak tanıyamadan, hikayenin ilk bölümlerinde birbirleriyle vedalaşıyor ve bir daha kavuşamıyorlar. “Döneceğim” diyenin dönmediği bir dizi. Sırf bu yüzden bile güzel.


İlk sezonun ağırlığı çok sonradan anlaşılıyor ama ne olursa olsun Ned Stark’a doyamayacağımızı izlediğimiz dönem hepimiz fark etmişizdir. Sean Bean’in canlandırdığı karakterlerin kaderinden Ned’in de payını alacağını çok geçmeden anladık. Büyük insandın Ned Stark, seni anmadan geçemeyiz. #DontKillSeanBean


İzleyince sizin de içiniz cız etti, ‘Lannisterların …’ ile başlayan cümleler kurduysanız size katılırız ama Jamie hariç. Lütfen ‘Jamie hariç’ deyin. Bran’e yaptıkları için ona kızmayın, hem Bran böylece içindeki kuşu keşfetti. Kaderini tamamladı oğlumuz. Jamie de sonradan doğru yolu buldu, Tyrion’la olan ilişkisi, Brienne’in yanında takındığı tavırlar, son sezonda Cersei’e çektiği restle de bizden tam not aldı. Bran’i oldum olası sevemedik zaten. Kaldı ki onun da tabiatı gereği bizlerle çok samimi olmaması, halka fazla inmemesi gerektiğini anlıyoruz şimdileri. O başka bir boyutta artık, üç gözlülerin diyarında. Yine de gördüklerinden midir bilinmez, 7. sezonda abisine ablasına öcü görmüş gibi bakması, bir sarılmayı çok görmesi tadımızı kaçırmıştı, kaldı ki bu sezon da bıraktığı yerden devam ediyor. Ama şimdilik… Meraklısıysanız, Bran hakkındaki teorilere bir göz atın deriz.

Jamie’e dönelim, ona dair de ilgi çeken teoriler var (spoiler: Cersei’in kehanetini hatırlayın) ama eğer ortada bir taht kalırsa, biz Jamie’nin bir küçüğünün oraya oturacağına inanıyoruz. Hatta Tyrion ile Missandei evlenir, torun torbaya karışırlar çünkü bizce son sezonda pek kimse sağ kalmayacak. Ah Ned Stark… Olmadık yerde yine aklımıza geldin. Hani Teletabiler göğe bakardı da çocuk suratlı güneş batardı ya böyle, o da Jon’a bir gözüksün gitsin bu sezon, bize yeter.

Bunlar, dizinin son altı bölümünden ilkini izledikten sonra, kafamızın içinde uçuşan kopuk dizi anılarıydı. Sonuç olarak bu dizi, esasen Stark ailesinin hikayesi ve bu hikayenin nasıl sonlanacağını artık yaşayarak göreceğiz.

Çevremizde diziyi izleyen hemen hemen herkesin bir izleme rutini var; kimisi Pazartesi akşamı topluca buluşup izliyor, kimisi (nasıl başardıklarını hala anlayamasak da) tüm bölümleri biriktirip bir oturuşta yutuyor, kimisi de Pazartesi sabahı 7’de ayaklanıp… Biz son gruba dahiliz, 8. sezonun ilk bölümü Winterfell’i öyle izledik. Eğer siz de bizim gibi sabahçılardansanız aşağıya haftaya yayınlanacak ikinci bölümün fragmanını ekliyoruz. Seviyoruz seni Game of Thrones.


Ama yok ben öyle sabahları kalkamam, daha ayılamadım bile diyorsanız da başka bir alternatif sunalım. The Lumineers’ın diziden esinlenerek bestelediği bu parçayla haftanız iyi geçsin. The Dadanizm remembers.


Dadanizm

Dadanizm

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...