NETFLIX NASIL DÜNYANIN EN KİŞİSEL ŞİRKETİNE DÖNÜŞTÜ?

DVD dağıtım işinden dünyanın en istikrarlı içerik üretici pozisyonuna adım adım ve kararlılıkla yol alırken, Netflix bugün bizi bizden daha iyi tanır hale nasıl geldi?

Netflix bugün yalnızca diziler, filmler ve belgesel izlediğimiz bir platform değil, aynı zamanda pazar payıyla Disney ile başa baş kapışan bir şirket, geçen yılki büyüme verilerinde Amazon ve Spotify’ı geride bırakan bir dev ve kesinlikle son yılların en başarılı teknolojik atılımlarından biri. Peki hız kesmeden aldığı bu yolda onu diğerlerinden ayıranlar neler? Doğru projelere yatırım yapmak mı? Elbette, tartışmasız ki Netflix’te iyi yapımlar yer alıyor. Lokal içeriğe ve dünyanın her yanından izleyiciye ulaşma çabası mı? Evet, sonuçlar ortada: Narcos, La casa de papel, Dark… Ancak tüm bunların ötesinde, platformun başarısının sırrı daha derinlerde yatıyor. Netflix, dünyanın en kişisel şirketine dönüşmeyi kuruluşundan beri bilerek ve isteyerek tercih ediyor.

Bilgisayarınızdan ya da uygulamanızdan platformu her açtığınızda karşınıza çıkan öneriler ya da gelen bildirimler tesadüfi değil. Aslında şirketin CCO’su, yani tüm içeriklerinden sorumlu isim Ted Sarandos tek bir cümleyle yaklaşımı özetliyor:

Netflix dizisi diye bir şey yok. Bizim markamız kişiselleştirme.”

Sanki daha dün hayatımıza girmiş gibi bir havası olsa da kuruluşu 1997’ye uzanan, dünyaya sayısız diziyi, filmi ve belgeseli bir arada sunan, sözlüğe “binge-watching” kavramını sokan markanın gizli silahı, kullanılan AI teknolojisi ve veri toplamaya verdikleri önem. Netflix yıllar içinde veri toplama konusunda öyle uzmanlaştı ki, bizim neyi seveceğimizi ve izleyeceğimizi önceden bilir hale geldi. Bu durumun en iyi örneği, aslında 6 yıl boyunca izleyici verisi toplanıp oluşturulan ilk orijinal dizileri: House of Cards, hepimizin 6 yıllık emeğinin sonucu. Birbirimizi tebrik etmeliyiz.

Netflix gibi bir platform izleyicisine ne kadar hızlı önerilerde bulunursa, izleyici deneyimini de o denli yukarı taşır. Şirketin analizlerinden biri diyor ki, bir Netflix kullanıcısı “Şimdi ne izlesem?” sorusunu sorduktan 60 ila 90 saniye sonra ilgilisi kaybediyor ve bu sürede 10 ila 20 farklı diziyi, filmi, belgeseli gözden geçiriyor. Böyle bir veriyi analiz edince alınan sonuç sizi şaşırtmasın, Netflix’in önerme sistemi o kadar iyi çalışıyor ki kullanıcılar, izlediklerinin yaklaşık %80’ine bu sistem sayesinde tıklıyorlar. Kısaca bize önerilene tıklamaktan geri durmuyoruz. Netflix bu noktada da mikrofonu bizlere çevirmekten çekinmemiş. Önerme sisteminin ardındaki algoritma, şirketin 2006 yılında 1 milyon dolar ödülle başlattığı bir yarışmanın neticesinde geliştirilmiş.

Analiz becerilerinin derinlerine indikçe karşılaştıklarımız, gerçekten saygıyı hak ediyor. Netflix, topladığı veri sayesinde belki de dünya üzerindeki en ilginç listeye sahip: Çok Korkunç Olduğu İçin Kullanıcıların Bitiremediği Filmler Listesi. Bu listenin oluşmasını sağlayan veriye göre, listedeki korkunç filmlerin 10’da 7’sini izleyebiliyor ancak o noktadan sonra daha fazlasına dayanamıyoruz. Tabii kapatma tuşuna korktuğumuzdan basabileceğimiz gibi, filmi sevmediğimiz için de basabiliriz, değil mi? Ancak Netflix’e kalırsa filmi gerçekten sevmemiş olsak, o kadarını bile izlemezdik. Veriyle tartışmak yerine kendi kendimizi test etmek için listeden birkaç filmi sayalım, izleyip görelim: Cabin Fever, Carnage Park, Piranha, Raw, Teeth…

House of Cards’ın başarısının ardından verinin gücüne bir kez daha inanan Netflix, dizinin ilk yayın tarihi 2013’ten bu yana aynı sistemle içerik üretmeye devam ediyor ve big data, yanıltmıyor: Televizyon dizilerinin %30-40’lık izlenme ve devam etme istatistikleriyle karşılaştırıldığında Netflix’in dizileri %80’lik bir oranla zirvede yer alıyor. Aslında formül basit, biz söylüyoruz (yani izliyoruz, tıklıyoruz, arama yapıyoruz) Netflix üretiyor.

Önerme sistemini biraz daha incelersek, bir dizinin önerilmesinden ziyade nasıl önerildiğinin daha çok önem arz ettiği ortaya çıkıyor. Aşağıdaki görsel -henüz izlemediyseniz Netflix’in üstüne bir de ben öneriyorum- Stranger Things’in 9 farklı kullanıcıya 9 farklı önerilme biçimi. Her görsel, kullanıcının izleme alışkanlığına bağlı olarak değişiyor. Örneğin izleme ya da arama geçmişinde korku filmleri olan kullanıcıya Eleven’ın kanayan burnu (en sol, alttaki görsel) gösterilirken eski tercihleri gizem türünden yana olanlara en sağın üstteki veya alttaki görseli gösterilebiliyor.

Şirketin eski yöneticilerinden Joris Evers’in 2013 yılında yaptığı açıklama, aslında Ted Sarandos’un söylediğinin bir başka versiyonu. Evers, o yıl sahip oldukları 33 milyon üyeyi kastediyor:

“Şu an dünyada Netflix’in 33 milyon farklı versiyon var.”

Netflix’in başarısının sırrı açık: İzleyici verisiyle hareket etme, yeni algoritmaları bu doğrultuda geliştirme ve bir şirket kültürü olarak kişiselleştirmeyi benimseme. Şimdi Netflix’iniz açın ve yaptıkları işte nasıl daha iyi olduklarını bilir halde, kendinizi önerilere bırakın.

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Yiğit Tuna

Eylül 13, 2019

Mufit Yılmaz Gökmen

Eylül 11, 2019

Mufit Yılmaz Gökmen

Eylül 10, 2019