Mehmet Gürs: Heyecanlı ve meraklı değilsen zaten yürü git, kapat dükkânı

Her şeyi öğren ve sonra tüm bildiklerini unut.

Bizim hikayemiz aslında son derece bencil bir şekilde başladı….

Mutfakta temelimiz hammadde. İyi bir yemek yapmak için, iyi bir hammaddeye ihtiyacımız var. Bu kadar basit. Kötü bir domatesten iyi bir yemek yapma şansın yok. O yüzden daha iyi hammadde bulmak için yola çıktık. İstanbul gibi bir şehirde temiz tarlalar olmadığına göre, biraz daha öteye gitmek zorundaydık. O zaman bir şeyler keşfetmeye başladık. Sonra biraz daha öteye gittik, biraz daha… Aslında ihtiyacımız olanın iyi hammaddeler olduğunu ve bunların da telefonla gelmeyeceğini, hammaddenin bizden daha fazla seyahat etmemesi gerektiğini anladık. Baktığımız zaman, araştırmanın hammaddenin çok daha ötesine gitmeye başladığını görüyoruz. Hikâye zamanla “iyi malzeme”yle sınırlı kalmadı, üreticiyi de kapsadı. Doğru/namuslu hammaddeyi bulabilmek için o üreticiyi bulmamız gerekli. Toprağına iyi davranan, hayvana, denize iyi davranan, gerçek anlamda ahlâklı bir üretici bulmamız gerekiyordu.


Sorgulama hâlinden bunalınca…

Anadolu’yu gezmeye başladıktan sonra sunun farkına vardım: Yemeğin hası, yaptığımız işin temeli doğadan geliyor ve bir şekilde bir şeyleri öldürerek yapıyoruz. Ben işimi yapabilmek için öldürmek zorundayım, ya bir hayvanı ya da bir bitkiyi… Şunu kabullenmek zor: Benim kullandığım her malzeme bir zamanlar canlıydı. Her şeyin aslında bir titreşim, her şeyin bir bütün olduğuna bakarsak, eninde sonunda işimizi yapabilmek için bir şeyi öldürerek ilerliyoruz. “Ben et yemeyeceğim, vegan olacağım” yeterli olabilir mi? Bitki de bir canlı. Hatta evinde yediğin salatının kökünü al, suya sok, bir zaman sonra yeniden çıkar.

Bütün bu soruların içinde boğuldukça daha çok doğaya kaçmaya başladım. Dağın tepesinde tek başına, kendi kendine kaldıkça, doğada üretim yapan teyze ve amcalara ulaştıkça ortaya ciddi bir yaratıcılık çıkmaya başladı. Köyde, dağda en b*ktan zamanda bile öyle bir sükûnet var ki kendiliğinden yeni fikirler ve ilhâm kaynakları doğuyor.

Her şeyi öğren ve sonra tüm bildiklerini unut

Geleneklere ve geçmişe her zaman sonsuz saygı duydum. Okumayı en çok sevdiğim şeylerden biri tarih, ama umurumda da değil. İhtiyar heyetinin dizinin dibine otururum, saygı ve sevgiyle dinlerim, ama ondan sonra da bildiğimi okurum. Örf ve âdet dediğimiz ve şimdiki zamanlarda çok üstümüze üstümüze gelen tüm o zihinsel bariyerleri dozerle indirmenin verdiği hazzın tarifi yok.

Tutku her şeyde önemli: İlişkide de, işte de, çocuğunla kurduğun diyalogda da… Merak eşittir heyecan. Sonra ne olacak, bir sonra ne olacak, bir sonra ne olacak… Merak, bir konunun sebebini, bir de arkasını araştırmayı sağlar. Heyecanlı ve meraklı değilsen zaten yürü git, kapat dükkânı.

Medeniyetten uzakta 

Kaçış noktaları olmalı insanın hayatta.

Benim kaçış noktam, ilham noktam bu: doğa.

Ya denize çıkarım ya dağa tırmanırım.

İnsandan, medeniyetten uzaklaşır, genelde dağ bayır çıkarım. Asıl ilhamı oradan bulurum. Çok kurcaladım bunu: Asosyal misin? İşinde çok insan gördüğün için mi yoksa başka bir derdin mi var? Çıkan sonuçtan emin değilim, herhalde ölene kadar da aramaya devam edeceğim.

*Mehmet Gürs’ün 3 Ocak 2017 tarihli ‘Kolektif Talk Show’ konuşmalarından derlenmiş, editlenmiş; bazı cümleleri açıklık getirmek adına düzeltilmiştir.

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...