MARS’A GİTMENİN BEDELİ

Mars’ta bizi neyin beklediğini görmedik, duymadık, bilmiyoruz. Kızıl Gezegen’i henüz dünya gözüyle deneyimleyen olmadı ve belki birçoğumuz hayatta bu fırsatı elde edemeyeceğiz ancak son yıllardaki ‘Mars’a hücum’ hareketi sayesinde hepimiz gitmiş kadar olduk. Belki henüz adımımız atmadık ama şayet atarsak, vücudumuzu bekleyen değişimleri araştırıyoruz.

Günden güne Mars’la aramızdaki mesafe azalıyor. Bu konuda en istekli Dünyalı, Mars’a ulaşma yarışını kazanacak gibi görünen Elon Musk’a, SpaceX’in ilk olası Mars yolcusu Japon milyarder Yusaku Maezawa’nın teklifini hatırlıyor musunuz? “Bence sen de benimle gelmelisin.” Elon Musk ilk teklifin ardından politik bir cevapla geçiştirmişti ancak sonrasında enine boyuna düşünmüş olacak ki, yakın zamanda konuya yaklaşımını daha açık ifade etti, %70 ihtimalle Mars’a taşınabileceğini söyledi. Seyahat teklifini belki de fazlaca ciddiye aldı ve taşınmaya karar verdi.

Musk hayallerini ve planlarını geliştiredursun, diğer tarafta Mars’a gitme konusunun bir adım ötesine, oradaki yaşamın etkilerine kafa yoran biri var. Rice Üniversitesi’nden biyolog Scott Solomon, Future Humans: Inside the Science of Our Continuing Evolution adlı kitabında öngörülerini paylaşıyor. Bir anlamda bilimkurgu romanlarını bir kenara bırakıp, daha muhtemel gerçeklere dikkat etmemiz gerektiğini söylüyor.

Mohammed Alizade/Unsplash

Böylesi kararlı girişimler (yalnızca Musk değil, Virgin Galactic ve Blue Origin’i de atlamayalım) sonucunda Mars’a bir şekilde gideceğimiz kesin. Şayet ilk ayak basanlar Elon Musk’ın kolonisi olursa, kurulacak şehre Muskton adı verilecek. Şaşırmadınız, değil mi? Muskton halkını bekleyen olası ve genetik değişikliklere dikkat çeken Solomon, ilk olarak uzun yıllardır bildiğimiz bir gerçeği hatırlatıyor: Mars’taki yerçekimi, gezegenimizdekinden %38 daha az. Ayrıca Mars, Dünya’dakine benzer global bir manyetik alandan ve koruyucu ozon tabakasından yoksun. İnsanlığın tüm olumsuz etkilerine rağmen bizi UV ve diğer radyoaktif ışınlardan koruyan atmosferimizin bir benzeri de ne yazık ki Mars’ta yok. Yoğun radyasyonda, DNA’daki mutasyon ihtimalini artırıyor.

Michael Jordan’ın serbest atış çizgisinden yaptığı smacı, Mars yüzeyinde hayal ettim bile. Dünya’dakinden 2.5 kat daha fazla zıplayabileceğimizi de hesaba katarsak, Space Jam 3’ü çekmek için doğru yer.

Peki en bariz değişiklikler ne olabilir? Cilt rengimiz durumdan en gözle görülür etkiyi alacak: Radyasyonla artan melanin senteziyle birlikte daha koyu, hatta belki gezegenin rengine yakın bir ten rengi. Mars vatandaşları ayrıca muhtemelen atarından daha kalın kemiklere sahip olacaklar. Uzay görevindeki astronotlarla yapılan araştırmalar, kemiklerin düşük yerçekiminde daha az yoğun ve daha çok kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu da evrimin, bu durumu dengeleyecek biçimde kemikleri kalınlaştıracağı yönünde olacağının sinyali. Yani yeni nesil Marslılar, iri yapılı olacak. Yerçekimi daha az, kemiklerimiz daha iri… Michael Jordan’ın serbest atış çizgisinden yaptığı smacı, Mars yüzeyinde hayal ettim bile. Dünya’dakinden 2.5 kat daha fazla zıplayabileceğimizi de hesaba katarsak, Space Jam 3’ü çekmek için doğru yer.

NASA/Unsplash

Mars yolcuları her ne kadar tüm yolu karantina altında, son derece korunaklı kabinlerde aşacak olsalar ve idealin ideali bir senaryoda kendimizi %100 sağlıklı kabul etsek de Mars’ta, oraya götürülecek hayvanlar ve bitkilerde taşınabilecek olası bakteri ya da virüslere karşı bir savunma mekanizması bulunmuyor. Solomon, “Eğer eskaza Dünya’dan Mars’a bir virüs taşıyacak olursak, bunun sonuçları yıkıcı olur. İki gezegen arasındaki her türlü iletişimi tehlikeli hale getirir, gidenlerin bir daha geri dönememeleri bile ihtimal dahilinde.” diyerek durumun ciddiyetini belirliyor.

Mars’a günün birinde yeni gezegenimiz diyecek miyiz bunu zaman gösterecek ancak mevcut tablo gösteriyor ki oraya gidebilmenin de bir bedeli olduğunu kendimize hatırlatmalı, Kızıl Gezegen’i orada bizi bekleyen değişikliklerle kucaklamalıyız.

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...