Küllerinden Doğan Bir Sanat Burnıng Man

Her yıl yaklaşık 70 bin kişinin katıldığı Burning Man festivali, bir süredir sadece bir müzik festivali olmaktan çok daha fazlası,: Kültürel bir hareket,  hatta kabile bir ritüeli. Nevada’da bulunan Black Rock Çölü’nde bir ömür parçası olmak isteyeceğiniz bu kabile, etkinliğin düzenlendiği hayali şehri kumların içinde inşa edip bir hafta sonra küllerinden yeniden doğmak üzere ateşe veriyor. Bu süre zarfında devasa boyutlarda heykel ve enstalasyonlar, alanın her yerinde katılımcıları rengarenk bir deneyime çağırıyor.

Sanatsal hünerin geleneğin dışına çıkıp yenilikçi bir bakışla geleceğe göz kırptığı Burning Man’de, işleyiş birkaç kural üzerinden ilerliyor: kendini radikal bir biçimde ifade etme, metalaşmadan uzak durma, kolektif katılım sağlama ve el emeğine önem verme. Her yıl düzenlenen festivalde, tasarımlar için farklı konseptler belirlendikten sonra, kurallara uygun biçimde üretilmiş eserler bu kültürel hareketin birer sembolü olarak festival alanına yerleştiriliyor.

The Orb

Etkinliğin bu yılki konsepti, Isaac Asimov’un ilk kez 1950 yılında yayımlanmış olan ve kısa bilimkurgu hikayelerinin yer aldığı “I, Robot” kitabından ilham aldı. Hepimizin hayatına çeşitli yollardan nüfuz etmiş farklı yapay zeka formlarına odaklanan sanat çalışmaları, günümüzde gerçekleşen teknolojik gelişmelerden geleceğin tasarımlarına ve gittikçe otomatikleşen dünyada insan olmanın ne anlama geldiğine odaklanarak insanları bu konularda düşünmeye itti. Tabii festivalin üzerine kurulduğu ilkelerden giderek uzaklaşması ve sosyal medya üzerinden sürekli paylaşılan fotoğraf ve videolar da sanat eserleri kadar bu soruları sorgulamamıza sebep oldu.

Etkinlik sonunda yanarak küle dönüşen eserlerin en görkemlisi şüphesiz tapınak Galaxian’dı. 2400 adet ahşap üçgenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan yapı spiral biçimde yerleştirilerek göğe yükseliyordu. Tüm galaksi, gezegenler, yıldızlar ve kara delikler; kısacası bilinmeyenin içindeki umudu sembolize eden tasarımıyla dev bir mandalayı andırıyordu.

Galaxia

Black Rock City’nin diğer dikkat çeken çalışması da 10.000 metrekarelik bir alana yerleştirilen NASA Space Blanket’di. Rus mimar Sasha Shtanuk tarafından 3350 adet gümüş rengi polyester kumaş parçadan hazırlanan ‘battaniye’, güneş ışınlarının %97’sini geri yansıtarak katılımcılar için çölde serin bir vaha görevi de gördü.

İrili ufaklı pek çok heykel ve yerleştirmenin süslediği çölde mutlaka bahsedilmesi gereken eserlerin bir diğeri ise the ORB’du. Nasa’nın Echo adlı projesinden ilham alan çalışma, ayna görevi gören gümüş rengi yüzeyi sayesinde alanın doğal bir parçası gibi görünüyordu.

Nasa Space Blanket

Bu çalışmaları ve çok daha fazlasını barındıran Burning Man deneyimi, belirlenen konsept üzerinden tüm katılımcılarını birleştirmeyi ve üretilen tasarımlarla katılımcılara bu konsepti sorgulatmayı keyifli bir biçimde başarıyor. Önümüzdeki yılın konsepti ve tasarımları ise merakla beklenmeye başladı bile…

Deniz Şenliler

Deniz Şenliler