Korkularının ötesine geç, yaratıcı yaşa

KoMag yazarlarından Şölen Yücel yazdı: Ne iş yaparsak yapalım, yaratıcılığımızı hayatımızın her alanında sergilememiz mümkün.

Yaratıcı bir insan olmanız için aslında tek bir kriter var: Hayatta olmak.

Big Magic: Creative Living Beyond Fearin yazarı Elizabeth Gilbert’in ortaya attığı iddia şu:

Motivasyonunuzu korku üzerine değil, merak üzerine temellendirdiğinizde, yaratıcılığınız sizin ayrılmaz bir parçanız haline dönüşüyor. Ne var ki korkularımız, merak duygumuza üstün gelebiliyor. Oysa, konfor alanımızdan çıkmak ve bilinmeyen topraklara adım atmak, her ne kadar ürkütücü olsa da bir o kadar da ödüllendirici. Korkularımız bizi tanıdık, sığ ve sakin sularda yüzmeye iterken, merakımız bizi daha da açıklara yol almaya teşvik ediyor. Yaratıcılık ve ilhamsa kendisini yalnızca bu yolculuğa çıkmaya cesaret edenlere bahşediyor.

Merakı seçmek ne demek?

Yürüyüşe çıktınız ve önünüzde bir tepe var. Tepenin arkasında ne olduğunu çok merak ediyorsunuz ancak oraya kadar giderseniz, yanınıza aldığınız suyun ve yiyeceğin sizi idare etmeyeceğinden korkuyorsunuz. Dahası, vahşi hayvanlarla karşılaşma riskiniz var.

Düşünüyorsunuz, taşınıyorsunuz ve gitmemeye karar veriyorsunuz. Yani korku, merak duygunuza galip geliyor.  Oysa ki, merakı seçseydiniz belki de size temiz su sağlayacak bir derenin yanından geçip, yol üzerindeki meyve bahçelerinde karnınızı doyurabilecektiniz. Elinizdekilere göre durum değerlendirmesi yapıp, bir adım geriye gittiğinizde, karşınıza çıkabilecek bütün fırsatları da geri çevirmiş oluyorsunuz.

Yaratıcılığın ana malzemeleri, herkes için aynı: Cesaret, güven, dayanıklılık ve kendine izin verme. Bu malzemeleri bulmak zor değil, çünkü zaten içimizde bir yerlerde saklılar.

‘Yaratıcı Yaşam’, kolay elde edilebilir olmayabilir ama gerçekleşmesi her zaman mümkün. Kuralları var. Birincisi: Mükemmeliyetçi olmayı bir kenara bırak. Gilbert, “Mükemmel, var olmayan bir mit ve bunun peşinde koşmak sizi bir hamster tekerleği içerisinde yorgunluktan ölmenize sebep olmaktan başka bir işe yaramayacak.” diyor. Yazar Rebecca Solnit’e göreyse mükemmellik bir tur tuzak; her şeyi mahvetmemize neden oluyor. Çünkü mükemmel sadece iyinin değil, gerçekçiliğin, mümkün olanın ve eğlencelinin de düşmanı. Mükemmelin bize oynadığı en kötü oyunsa, çoğu zaman ‘erdem’ kılığına bürünerek aramızda öyle dolaşması. 

Bu mükemmeliyetçilik anlayışı bizi kendi sınırlarımız konusunda da yanlış yönlendiriyor ve yapamayacağımız yanılgısına kapılmamıza neden oluyor. Yeteri kadar iyi olamayacağımız korkusu yüzünden, kendimize engeller koyup, bir adım daha atmaya cesaret edemiyoruz.

Ne yaparsan yap, erkenden havlu atma

Gilbert’a göre, bu yüzden insanlar tam da işler ilginçleşmeye başladıklarında pes etme eğilimi gösteriyor. Yani süreç ne zaman ki acılı, sıkıcı veya örseleyici hale dönüşüyor, o zaman insanlar pes ediyor. Böylece en güzel kısmına gelmeden bırakmış oluyorlar. Oysa, zorluğun ötesine gitme cesareti gösterdiğinizde sürecin sizi dönüştüren kısmı başlıyor ve içinizde henüz keşfedilmemiş küçük bir evren buluyorsunuz. Bu hayatınızdaki her önemli durum için geçerli olduğunu söyleyen Gilbert haklı: “Neyin peşinde olursanız olun, neyi arıyorsanız arayın, ne yaratırsanız yaratın erken vazgeçmeyin. Sizi değiştirme kapasitesine sahip deneyim ve durumları aceleye getirmeyin. İşler zorlaştığı ve verimsiz hale geldiği an, cesaretinizi yitirmeyin. Çünkü o an, işlerin gerçekten ilginçleşmeye başladığı andır. “ 

Şölen Yücel, @solen_yucel

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...