İş Yerinde Kaygılı Hissetmenin 7 Nedeni

Nasıl düşünürseniz, öyle hissedersiniz. Peki, o zaman aklımıza yanlış ve gerçek olmayan düşüncelerin girmesini nasıl önleyebiliriz?

Günlük hayatımızda hepimizin bazı korkuları vardır. Geleceğimizle, kendi ve yakınlarımızın sağlığıyla, varsa çocuklarımızla ilgili bizi gergin ve kaygılı yapan düşünceler taşırız. Çalışma hayatımızda da kaygılar bizi rahat bırakmayabilir. Terfi edecek miyim? Bu şirkette benim için bir gelecek var mı? İş arkadaşlarım benim arkamdan konuşuyor mu? İşimi kaybeder miyim? Bu gibi sorular hepimize tanıdık gelebilecek, çalışma hayatımızın bir noktasında bizi zaman zaman huzursuz ve endişeli yapan düşüncelerdir.

Aslında psikologlara göre korku, ölçülü olduğu sürece normal hatta sağlıklı bir duygudur. Örneğin korku, tehlikeli durumlarda bizim hayatımızı kurtaracak tepkiler vermemizi sağlar. Ancak bu korkular hayatımızı olumsuz etkilemeye başladığında; bizi mutsuz yapıp hayat kalitemizi düşürdüğünde ‘kaygı bozukluğu’ denen bir psikolojik soruna dönüşüyor. Psikologlar bu bozukluğun iç dünyamızda yarattığı kaosla kendini gösterdiğini söylüyor. Bizim gergin, huzursuz ve mutsuz hissetmemize yol açıp anlamsız davranışlarda bulunmamıza neden olabiliyor. Kaygılar daha uç noktalara ulaştığında, kalp atışlarının hızlanmasına, terlemeye, nefes almakta güçlük çekmeye başlama gibi fiziksel semptomlarla kendini gösteriyor. Bazen kalp kriziyle karıştırılan bu durumu psikologlar ‘panik atak’ olarak tanımlıyorlar.

Çalışma hayatım boyunca, kaygı bozukluklarının arkadaşlarımın veya çalışanlarımın kariyerini nasıl etkilediğine, bu durumun nasıl başarısızlıklara ve mutsuzluklara dönüştüğüne  pek çok kez tanık oldum. Birkaç tanesini paylaşmak istiyorum:

Bir seferinde üniversiteyi yeni bitirmiş genç bir kadını işe aldım. İşe başlar başlamaz onu parlak bir geleceğin beklediğini düşündüm. Çünkü bütün görevlerini eksiksiz ve zamanında bitiriyor, tecrübesizliğinden beklenmeyecek derecede sürekli faydalı ve yaratıcı fikirler sunuyordu. Gerçekten çok parlak bir profil çiziyordu. İş arkadaşlarına da hiç sorunsuz hemen uyum sağlamıştı. Yaklaşık bir yıl çalıştıktan sonra, onunla şirketteki geleceğini konuşmak üzere masaya oturdum. Ona bir iki ay içinde yeni bir bölüm kuracağımızı ve bu şekilde devam ederse onu o bölüme terfi ettireceğimi söyledim (burada aslında bir hata yapmıştım, ama o başka bir yazının konusu). Bu haberi duyunca çok mutlu oldu. Ancak konuşmayı yaptığımız günden kısa bir süre sonra, her şey değişti. Bu parlak genç işlerini aksatmaya ve iş arkadaşlarıyla ve yöneticileriyle sorunlar yaşamaya başladı. Aynı zamanda sürekli dikkati dağınık ve huzursuz görünüyordu. 

Sonradan öğrendim ki, bu genç kadını terfi etme, daha doğrusu edememe kaygısı bütün düşüncelerini ele geçirmişti. Bu konuda hissettiği korku, performansını düşürmüş ve yaratıcılığını öldürmüştü. Sadece benim değil herkesin kafasında onun hakkında soru işaretleri oluşmuştu.

Başka bir örnekte ise, kaygıların bir arkadaşım üzerinde farklı bir etki yaptığına tanık oldum. Bu arkadaşım işinde çok başarılıydı. Kurumsal hayatta başarı basamaklarını hızla tırmandı ve arkadaşlarımız arasında, çalıştığı yerde önemli bir pozisyona gelen ilk kişi oldu. Nerdeyse haftanın yedi günü çalışıyor, bırakın arkadaşlarına karısına ve çocuklarına bile doğru dürüst zaman ayıramıyordu. Onunla her konuştuğumda neredeyse her seferinde söylediği ilk cümle ”Çok yoğunum” oluyordu. Bir seferinde, bizi akşam yemeğine davet etti. Herkes masadayken bir noktada, bizden e-maillerini kontrol etmek için izin istedi ve 15 – 20 dakika boyunca bilgisayarını açıp bir şeyler yaptı. 

Bu arkadaşım çok başarılı olmasına rağmen aynı zamanda çok mutsuzdu. Bunu hepimiz görebiliyorduk. İş yüzünden hayatını kendisi ve ailesi için zehir ediyordu. Kesinlikle bir işkolikti. En sonunda profesyonel yardım almaya karar verdiğinde, en büyük korkusunun başarısızlık olduğu ortaya çıktı. Bütün çabaları başarılı olma istediğinden değil, başarısızlık korkusundan kaynaklanıyor ve tam tersi gibi görünürken hayatını aslında bir cehenneme çeviriyordu.

Bu ve benzer deneyimlerden sonra, bu konuyu merak edip araştırmaya başladım. Eşim klinik psikolog olduğundan, onunla bu konuda aklıma takılanları konuştum ve kitaplığından benim için seçtiği kitapları okudum. Açıkçası kaygı bozukluğu konusunda pek çok ilginç bilgiler öğrendim. Benim yaşadığım deneyimlerin aslında  çok sık görüldüğünü anladım. Hatta kaygının etrafımızda bazı kişilerde tanık olduğumuz  pek çok olumsuz davranış ve alışkanlıkların da kaynağı olabileceğini fark ettim. Bazı kişilerin kaygılarını kontrol edemediklerinde, alkol, kumar, uyuşturucu ve eşlerini aldatma gibi davranış ve alışkanlıkları, kaygıyla baş etme yöntemi olarak kullandıklarını öğrendim.

Gerçek olmayan düşünceler

Peki kaygılarımızın kaynağı nedir? Bu ve benzer konularda pek çok kitabı bulunan Dr. David Burns bunu ‘bilişsel davranışçı’ denen bir modelle açıklıyor. Bu model aslında çok basit bir önermeye dayanıyor: ”Nasıl düşünürsen, öyle hissedersin”. Kaygılı olduğunuz zaman, aslında kendimizi kandırıyoruz ve kaygılar gerçek olmayan mantıksız düşüncelerden kaynaklanıyor. Bunlara düşünce hataları deniyor.

Dr. David Burns bu düşünce hatalarının bir listesini çıkarmış. Aşağıda bu listeden aldığım bazı maddeleri sıraladım. İş yerindeki muhtemel senaryoları ben ekledim.

Akıl okuma: Karşınızdakilerin sizin hakkınızdaki düşüncelerinin ne olduğunu anladığınızı sanmak. Diyelim ki, iş yerinde yöneticinizle karşılaştınız. Onun suratında düşen bin parça. Bunun için yüzlerce sebep olabilecekken, siz onun size kızgın olduğunu düşünüyorsunuz.

Falcılık: Kötü bir şeyler olacağını düşünmek. Şirketinizin son çeyrekteki performans rakamları pek parlak görünmüyor. Sizin aklınıza ilk gelen şey, ”Beni işten çıkaracaklar” oluyor. 

Büyütme: Bir durumun tehlikesini abartma. Yöneticinize bir sunum yaptınız. Size bu sunumun yetersiz olduğunu ve yeni bir sunum hazırlamanız gerektiğini söyledi. Sadece bunu üzerine, siz o şirkette kendinize bir gelecek olmadığını düşünüyorsunuz.

Duygusal çıkarım: Adı üzerinde bir durum hakkındaki çıkarımlarınızı duygularınıza dayandırıyorsunuz. İş yerinde kaygılısınız ve kendinize ”Böyle hissettiğime göre burada bir terslik var” diyorsunuz.

”Meli- malı” ifadeleri: Herkesin fikrini paylaştığı bir toplantıda, siz utangaç ve kaygılı hissediyorsunuz ve kendinize ” Böyle hissetmemeliyim, çünkü normal insanlar böyle hissetmiyor” diyorsunuz.

Etiketleme: Örneğin kendinizi şirketin ‘eziği’ olarak tanımlama.

Kendini suçlama: Bu durumda doğru gitmeyen her şeyden kendiniz sorumlu tutarsınız.

Bütün bunlar elimizde gerçek kanıt olmadan kafamızda kurguladığımız yanlış düşünceler. Aslında basitçe geleceği olumsuz olarak algılama veya görme olarak tanımlanabilir. Bir kez böyle düşünmeye başladınız mı, kendinizi içinden çıkılamaz bir döngüye sokuyorsunuz. Olumsuz düşünceler kaygılarınızı artırıyor ve kaygılandıkça aklınıza daha fazla olumsuz düşünce geliyor. Bu çalışma hayatınız için tam bir başarısızlık reçetesi. Kaygılar başarılı olmak için gerekli yaratıcılığınızı, itibarınızı ve genel performansınızı öldürebilir ve gerçek potansiyelinize hiç bir zaman ulaşamayabilirsiniz.  

Yukarıda saydıklarım size tanıdık geliyorsa, kaygılanmayın 🙂 Dr. Burns‘e göre kaygılarımızın üstesinden gelebiliriz. Nasıl düşünüyorsak öyle hissettiğimize göre, aklımıza yanlış ve gerçek olmayan düşüncelerin girmesini önlemeliyiz. Kısacası düşünme şeklimizi değiştirmeliyiz. Mantık çok basit olmasına rağmen, bunu uygulamak için biraz çaba göstermek gerekebilir. Bu konuda pek çok kitap bulabilirsiniz. Ayrıca daha ciddi durumlar için profesyonel yardım almaya çekinmeyin. Psikologlara göre, işe yaradığı bilimsel olarak kanıtlanmış terapi yöntemleriyle kaygı bozukluğunun üstesinden kolayca gelebilirsiniz.

 İlhan Demiriz | Jodomo

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...