İş arama, kendi işini yarat!

“İş bulmak” çağı bitiyor, “hayatını tasarlamak” dönemi başlıyor. Hazır mısınız?

Çok değil, yaklaşık 10 yıl önce “iş hayatı”na giden yolun rotası pürüzsüz, alternatifsiz yaklaşık şöyle bir şeydi:

Okulu bitir. Bir yandan “stayjerlik” kariyerini parlat. Diplomayı kap. İş aramaya başla. Özgeçmişini yaz. Başvurulara başla. Görüşmelere git. Etkile. İste. Daha da etkile. İşe kabul ol. Giyin kuşan. Pazartesi işbaşı yap. Masana geç. Tebrikler: “İş hayatı”na atıldın!

Sonra devir değişti. Sessiz bir devrim yaşandı. “İş bulmak” çağından “hayatını tasarlamak” dönemine geçildi. İşin sadece “iş” olarak görülmediği; “severek” yapılan, bir “yaşam biçimi”ne dönüşebilen bir biçim aldığı zamanda, yeni sistem nasıl işliyor? Akademisyen Gem Barton’un son kitabı “Don’t Get a Job… Make a Job…” ile tam olarak bu soruya cevap veriyor, yaşanmış örnek vakalar üzerinden iş yaratma/bulma sürecinin nasıl değiştiğini gösteriyor. Bol tavsiyeler içeren kitaptan tadımlık, altını çizmelik bölümler…

Kendi ifade biçimini yarat

Fikrini, becerini ve birikimini göstermek için CV dökümanına, sertifika/diploma dosyasına ihtiyacın yok. Kitabın kahramanlarından grafiker Skyler Fike, “Ortaya çık ve kendini göster yeter” diyor. Kitapçık, afiş, booklet, hatta dergi, belki de blog… Bir Instagram hesabı ya da bir YouTube videosu… Yaratıcılığına ve en önemlisi heyecanına kalmış!

Rahat rahat kendinden bahset

Evet, ortaya çıkman önemli. “Self-promotion” ne kadar kulağa itici gelse de bir tür zorunluluk. Intern dergisinin kurucusu Alec Dudson, uzun süre kendisini anlatmaktan/ortalıkta olmaktan çekindiği için yol alamadığını fark ediyor. Önce Kickstarter’da, sonra katıldığı her panelde hararetle hayalindeki dergiden bahsediyor, alakalalı/alakasız kendisine atılan her e- maile mutlaka yanıt veriyor. Paylaştıkça, isminin bir markaya dönüştüğünü ve yarattığı “marka”nın hayalindeki projelere gerçekleştirmesine yardımcı olduğunu anlatıyor.

“Kendinden bahsetmekte, kendini tanıtmakta hiç sakınca yok. Ses çıkarmazsan kimse varlığından haberdar olmaz. Kendini pazarlamaktan asla çekinme” tavsiyesini veriyor Dudson: “Egosantrik olmadan da gururla kendinden ve yaptığın işten bahsetmek mümkün. Tek ihtiyacın yaptığın işe güvenmek.”

Detaya in, uzmanı ol.

Bir işin uzmanı olmak, belli bir çizgiyle özdeşleşmek, hep aynı tarzla anılmak… Tasarımcı Fabrice Le Nezet’in başarı hikayesinden şunları öğreniyoruz: “Niş” duran her zaman kazanır. Uzmanlık alanın ne kadar detaysa, o kadar kıymetlisin, benzer tasarımcılardan farklısın.

Sınırları sen belirle

Hayalinde bir iş yeri, belli bir pozisyon var ve o noktaya erişmek için sıfır noktasından, hatta belki stajyerlikten başlamalı. Dert etme. Hemen başla. Ama önce sınırını çiz, haftada kaç saat ücretsiz çalışacağını belirle. Bu süreci her ay biraz daha azalt. Ne istediğini bilen, sınırını belirten her zaman takdir kazanır, saygı görür. Stajyer bile olsa…

Birini bekleme, sen başla

Hayalindeki projeyi ya da fikri gerçekleştirmen için ille de birinin komut alman gerekmiyor. Bu fikirle yola çıkan tasarımcı Jimenez Lai, böylece “işin ayağına gelmesini” sağlıyor, kapı kapı gezmeye gerek kalmadan iş sahibi oluyor. Lai’nin bir önerisi de uydurma CV’ler hazırlamak: “Hayalinizi kağıda dökün, olmak istediğiniz kişi olun. Hayal gücünüzü serbest bırakın, tamamen uçun. Nasıl olsa kimseyle paylaşmayacaksınız. Çıktısını alıp hayalinizdeki kariyeri elinizde tuttuğunuzda, hayatta neyi isteyip istemediğinizi çok daha net fark edeceksiniz.”

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Cansın Ersöz

Aralık 4, 2018