İlker Kaleli: Bir gölge olmaktan çıkıp ışık haline dönüşmektir kimlik dediğin

İşler yolunda değilken, hâlâ “İşimi çok seviyorum” diyebiliyor musun?

Ben bu muyum? Hayatım boyunca bunu mu yapacağım?

Bir yaşta, bir noktada insana, kendine ve hayatına karşı bir isyan hali gelir. 18’lerde başlayıp bir ömür gitmesi muhtemel bir süreçtir bu. O sesi ciddiye almalı, hakikaten sorgulamalı: Gerçekten bu musun? Gerçekten bu yaşadığın hayatı hayal ettiğin, arzuladığın için mi yaşıyorsun? Ve bundan dolayı mutlu musun? 

En ufak detayına kadar her şeyi sorgulamalı hayatta.

O sorgulama süreci, insanın kendisine yanlış olduğu ya da aslında istemediğinin henüz bilincinde olmadıklarını çıkartır; kendi ruhu, kalbi, beyni için aslında iyi olana yöneltir.  

Yetenek mi, tecrübe mi?

Hayat formüllerden ibaret değil. Ne hayatın keskin bir formülü var ne de başarının… Yetenek diye bir gerçek var, orası kesin: Bazı insanlar bazı işleri diğerlerinden hem daha iyi hem daha hızlı yapıyor. Hayatta tecrübe diye bir gerçek var, orası kesin: Bazı insanlar bazı işleri diğerlerinden daha uzun süre yapmış oluyor ve yeni başlayan birine göre problemi daha hızlı tespit edip çözüme odaklanıyor. Asıl ilham verici tarafı şu: Yetenek, evet, mutlaka, çok önemli, itici güç, her anlamda ihtiyaç. Ama çalışma, yani tecrübe, olmadan yetenek bir şey ifade etmiyor. İşlenmemiş maden gibi… 

Spor yaparken vücudunun verdiği tepkiyi hatırla.

Bir bölgeyi çalıştırırsın, orası kuvvetlenir, vücudun forma girer, şekillenir, ortaya koyduğun çalışmaya bir tepki verir. İçsel yolculuk ve ruhunu zenginleştirmek de benzer bir tepkinin sonucudur, sadece farkına varmak emek ve zaman ister. Dışardan bakınca gözle görülür bir değişim/gelişim göstermeyen bir çalışma, hemen sonuç bekleyenler ya da başarıyı ancak bir kişiyle, bir durumla kıyaslama sonrası anlayanlar için umut kırıcı gelebilir.

Ama, mesela, 3 yıl boyunca antik Yunan metinlerini okuduğunda, onlarla empati kurmaya başladığında,  Shakespeare okuyup da gerçekten anladığını hissettiğinde, o zaman ruhunda bir kıpırdama başlar.

Unutma: 

Aynı vücut kasları gibi, duyguların da ruhun da dokunulduktan sonra aktif hale gelir.

“İşimi seviyorum” diyebilmenin hafifliği

Kırılmalar da hayata ve başarıya dahil. Çok düştüm, üst üste çok başarısız oldum. Her düşüşünde şunu fark ediyorsun: İşler yolunda giderken işini sevdiğini düşünmek, söylemek kolay. Asıl işler yolunda değilken, kendini dünyanın en yeteneksiz insanı gibi hissederken “Hayır, ben yine de bunu yapacağım, çok istiyorum” diyebiliyor musun? Kendi en kötü hissettiğin zamanda, dibe vurmuşken bile tutunduğun dal hâlâ bu mu, aynı mı? Öyleyse hiç durma, devam et. Değilse bil ki zaten yanlış yerdesin. Balondur o, hevesten ibarettir. Anlık, geçici mutluluğuna bak.

Sevgi ve tutku, işte/üretim aşamasında olmazsa olmaz. Olur ama kötü durur. Ortaya çıkardığın işin yaşaması için çok sevmen, kendinden bir şeyler katman lazım. Misal: Çok özel bir ilişkidir bir oyuncunun bir karaktere can vermesi. Onunla yatıp onunla kalkarsın, gününü onun gibi geçirirsin. Oynadığın karakterle çok iyi anlaşman lazım, adamı bitir yoksa. Okulda bir hocamız söylemişti, anlamını yeni anlıyorum: “Bir karakteri oynamak araba kullanmak gibi bir değil, daha çok ata binmek gibi…” Kendi organikliği var. Yoldan aldığın titreşimlerle ilerlemen lazım, yoksa alıp seni atar. Yoluna çıkanlara direnmemektir aslında oyunculuk.

Ruhunla, yeteneğinle barışmak… 

Hayatta bazı insanların ruhu, aurası, kişiliği daha dolgun durur ya hani, bir şekilde hissedersin onlardaki farklılığı;

ilk yaşlara, bilinçaltı derinliklerine, en basit kimlik tanımına, ‘Ben kimim’ sorusunun cevabında saklıdır aslında o farklılık. İnsan, kimlik özelliklerini ailede, toplum baskısından, etrafındakilerden alır aslında.

Toplumun normlarıyla biçimlenmiş bir kimliği benimsemek insanın kendi kimliği değildir oysa. İnsanda emanet duran, hepimizin ruhunu, enerjisini soğuran, bitiren, yaşayan ölü dediğimiz hale getiren bir kimliktir o. Asıl kimlik dediğin: İnsanın kendi hakkında ne söylediği değil, başkalarının onun hakkında ne söylediği; insanın yaptığı/ortaya çıkardığı işin içinde ne kadar var olduğu, olabildiğidir. Bardak da yapıyor olabilirsin, ama o bardağı öyle bir yaparsın ki İngiliz kraliyet ailesinden başlar siparişler. Ama o adam için fark etmez, çünkü hâlâ sadece o bardağı yapmaktan zevk aldığı için, ilk günlü şevkle yapıyordur. 

Kimlik budur işte: İnsanın kendi ruhuyla, yeteneğiyle barışık hale gelmesi, 3 boyutlu bir forma dönüşmesi.. İşte o zaman insan bambaşka bir enerji saçar, bir gölge olmaktan çıkar, bir ‘ışık’ haline dönüşür. 

İlker Kaleli – Oyuncu

Fotoğraflar: Pera Office

İlker Kaleli’nin 15 Kasım 2016 tarihli ‘Kolektif Talks’ konuşmalarından derlenmiş, editlenmiş; bazı cümleleri açıklık adına düzeltilmiştir.

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...