HER ŞEYİ BAŞARMAK İÇİN YAPMAMIZ GEREKEN BAZI ŞEYLER

Günün sözü: “İki tavşanın peşinden koşan ikisini de yakalayamaz.”

İki işi aynı anda yapmaya bayılıyoruz. Daha doğrusu, farkında olmadan bunu yaptığımızı anladığımızda keyfimizin yerine geldiğini itiraf etmeliyiz. Ancak bu durumun üstüne biraz düşündüğümde, beni hoşnut eden çok fonksiyonlu eylemlerimin genellikle bir elimde telefondan mail gönderirken diğeriyle bilgisayarın şarj kablosunu takmaktan veya yumurta çırparken tavada yağı eritmekten ileri gidemediğini anladım. Aslında gitmemesi de şansıma oluyordu.

Samuel Zeller / Unsplash

Aynı anda birçok iş yapmak ya da diğer adıyla çoklu görev fikri, günümüzde hiçbirimiz için sıra dışı bir anlam ifade etmiyor. O kadar hızlı bir tempomuz var ki, eğer bazı işler aynı anda yapılmazsa ipin ucu geri dönülmez şekilde elden kaçacakmış gibi. Bu durumun yarattığı en büyük yanılgı, her şey rayında gittiği müddetçe, iki veya daha fazla işi aynı anda yapmanın bize bir zararı olmadığını düşünmemiz. Aslında, bu konu üzerinde hiç düşünmememiz.

Hayatımda her şeyin rayında gitmediği bir dönemde, geriye dönüp bugüne kadar beni mutlu eden işlerimde neyi, nasıl yaptığımı düşünmeye başladım. İrdeledikçe fark ettim ki, anahtar sözcük tutkuydu. Tutku, odaklanmayı doğuruyordu. Odaklanma sonucunda önem kazanan tek şey, ortaya çıkan işin sağladığı fayda oluyordu. Böylece “başarı” olarak adlandırdığımız şeyin aslında, pek de yapılacaklar listesine bağlı kalmadan; içgüdülerimiz, heyecanlarımız ve tutkumuz sonucunda geldiğini anladım. Eğer yapılacaklar listemiz gün sonunda tamamlanmıyorsa, o listenin bizi zaten arzuladığımız hedefe götürmeyeceğini kendimize hatırlatmalıyız.

İşte Pareto İlkesi bu noktada devreye giriyor. Richard Koch’un 80/20 İlkesi kitabındaki haliyle Pareto kavramını şu şekilde açıklayabiliriz: “80/20 İlkesi, az sayıda neden, veri veya çabanın, genellikle elde edilen sonuç, verim ya da ödülün büyük bir kısmına öncülük ettiğini ileri sürer.” Yani amaçladıklarımızın büyük bir bölümü, yapacaklarımızın az bir bölümünün sonucunda gerçekleşir.

Peki, Pareto İlkesi’nin geçerliliğine inanan bizler ne yapmalıyız? Hemen yapılacaklar listemizi elimize alıp içindeki maddeleri iki ana başlığa ayırmalıyız: Önemli olanlar ve önemli olmayanlar. Ardından önemli olmayanlar kısmı bir kenarda dururken bu kez önemlileri ikiye ayıracağız: Acil olanlar ve acil olmayanlar. Artık elimizde yeni bir listemiz var: Başarı listesi. Maddelerini ise hem acil hem de önemli olan işlerimiz oluşturuyor.

Steve Uzzell’in tabiriyle “Çoklu görev aynı anda birçok şeyi berbat etmekten başka bir şey değildir.” Listeyi tamamlamak için her maddeye el atmayı denemek, tam da Uzzell’in bahsettiği sonucu doğuruyor çünkü beynimizi, bilgisayarların işlemcisinden ayıran temel bir fark var: Bizler de bilgisayarlar gibi aynı anda birkaç işle uğraşabiliriz fakat onların aksine birkaç işe aynı anda odaklanamayız. Odaklanmak, bizi mutlu eden eylemlerimizdeki tutkunun eseri.

Odağımızı kaybettiğimiz an, uzmanların “görev geçişi” dediği ana tekabül ediyor. Çoklu görev sırasında bir işten diğerine geçerken iki şey gerçekleşiyor: İlk olarak geçişe karar veriyoruz, sadece bir an için. İkincisi, zaman harcıyoruz. Beynimiz yeni işin kurallarını gözden geçiriyor ve görevine bir ön hazırlık yapıyor. Araştırmacı Dr. David Meyer durumu açıklıyor:

“Görev değişikliği yapmanın, zaman kaybı yönünden bedeli görevin zorluk derecesiyle ilgilidir. Basit görevler için bu pay %25’ken karmaşık görevlerde %100 daha fazla zaman harcayabiliyoruz.”

Kıssadan hisse, iki işi aynı anda yapabiliyoruz fakat eylemlerimiz bir sıraya diziliyor, her ikisi de ön planda olamıyor. Karanlık ve ilk kez gittiğiniz bir yolda, direksiyon başında tabela bulmaya çalışırken size basit matematik işlemleri sorulduğunu düşünün. Cevap veremez, hatta soruları idrak bile edemezsiniz. Baskın ve zorlu eylem, diğerini tam anlamıyla saf dışı bırakır.

Kai Pilger / Unsplash

Araba koltuğu demişken bir başka araştırma sonucu, işin ciddiyetini daha iyi kavramamıza yardımcı oluyor. Sürücü koltuğunda sadece vakit öldürmek için havadan sudan yapılan muhabbet bile odaklanma becerimizi yaklaşık %50 oranında baltalıyor ve bu durum sarhoşlukla benzer bir etki doğurabiliyor.

Söz konusu kayıplar verimlilik ve zaman olunca, çoklu görev algımızı yeniden gözden geçirmekte yarar var. Aynı anda birçok işi bitirmeye o kadar alışığız ki, bu durum bize dopamin salgılatıp bağımlılık yaratabiliyor ve yalnızca tek bir işle uğraşırken canımızın sıkılmasına sebep olabiliyor. Ancak çözüm bizim elimizde: İlk olarak başarı listemizi yapalım, ardından her bir maddeyi odaklanarak tamamlayalım ve günün sonunda, merdivenin tepesine ikişer üçer atlayarak, ine çıka tırmanıp yorulmuş olmaktansa teker teker attığımız adımlarımız ve olduğumuz noktayla gururlanalım.

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna