Cem Yılmaz: Üretmek için bir unvanının olması illa da gerekmiyor

Yapacağın işin, önce heyecanlı bir tüketicisi olmanla başlayan bir macera bu.

Nasıl yapmak istediğin ‘mesleği’ yaratabilirsin?

Mesleksizlik bizim memleketin en büyük sorunlarından biri. 60’larda bunu dile getiren yazarlar, şairler bile var. Bu negatif yük, ne mutlu ki bizim uğraştığımız, merak sardığımız işlerde anlamını yitiriyor. Üretmek için bir unvanının olması illa da gerekmiyor. Yapacağın işin, önce heyecanlı bir tüketicisi olmanla başlayan bir macera bu. Ben yapmazsam yapılmaz diye yapılmayacak bir iş, çekilmeyecek bir film, sahnede anlatılmayacak bir hikâye var mı diye düşünmeye başlıyorsun. Sonra kabaca bu mesleğine dönüşüyor. Her ne kadar bu alan genişledikçe ve kendi unvanlarını, sıfatlarını türetse de sen en baştaki o merak duygusuyla devam ediyorsun ki işin sırrı da burada yatıyor. İşini mesleksiz ve unvansız yapmanın tadını çıkarıyorsun.

Bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlaşılır?

Sektör insanlarına, hedef kitleye doğru güzelce sektirirsin, dönerse senindir. Dönmezse hiçbir zaman senin olmamıştır. Çok karmaşık bir yapısı yok. Şurası bir gerçek: Fırsat eşitliğinin en parlak olduğu çağ bu. Parlak bir fikriniz varsa bunun bir yerde gömülü kalması mümkün değil. Uydurmayalım! Zamanında parlak bir fikrin hakkının verilmediği çok olmuştur tabii. Fakat o çağ bu çağ değil. Yaptığın işi oturduğun yerden, kimseye ihtiyacın olmadan, tüm dünyayla paylaşabilirsin. Ben Justin Bieber’ım. (Öyle düşünün… Biraz zaman alacak ama sorun değil bekleriz…) Evde gitarımla şarkı söylüyorum. Sonra bunu YouTube’a yüklüyorum. Ve kimse beğenmiyor, izlemiyor. Hiçbir menajer beni bulup elimden tutmuyor. Mümkün değil! 

Üretmek için çalışma ortamı nasıl olmalı? 

Kolektif House’un sunduğu çalışma ortamı ferahlığını hatırladığım ilk sektör reklamcılıktır. Ajansı geniş yapalım, itfaiye borusundan toplantı odasına inelim, insanlar kaykayla gelsin.. İyi, güzel de ‘malzeme’ ne? Kreatif iş çıkıyor mu? Müşteri memnun mu? “E abi kayarak geldik ya…” Resmin bu kısmıyla çok ilgilenirsek meselenin özünü kaçırabiliriz. Ozan ile (Güven) beraber gezdik burayı. Girişte küçük bir telefonla konuşma kabini gördük. Ozan dedi ki: “Ben burayı tutarım!” E haklı! Çünkü bizim sadece o kadarına ihtiyacımız var. Bugüne kadar yaptığım işleri üretmek için ihtiyacım olan alan, ayaklarımın yere bastığı kadar. Bir ofisin, çalışma ortamının en önemli dekoru ‘insan’ olmalı. En kıymetli olan malzeme ‘insan’. Bırakalım insanları “Sen X’sin, seni şu kata alalım; sen Y’sin, siz de şurada durun…” diye sınıflandırmayı…

İnsanın yakınlarıyla çalışmasının önemi

Diyorlar ki: “Hep aynı adamlarla çalışıyorsunuz.” E o adamlardan bir demet daha bul, onlarla da çalışayım. Biz birbirimizi çok zor şartlarda bulduk. Ben arkadaşlarımın, benden daha iyi oyuncular ve duyuları daha yüksek sanatçılar olduğunu hissettiğim ve bildiğim için onları resmen kovalayarak bu ekibi oluşturdum. Sahne tasarımı, görüntü yönetmeni, kostüm sorumlusu… Beraber çalışmaktan zevk aldığım insanlarla iş bitiminde hep “E neden ayrılıyoruz ki?” derken buldum kendimi. İnsanın hayatta yaşayabileceği en büyük lüks bu. Eş dostla değil, çok iyi aktörlerle ve sanatçılarla çalışıyorum. Ve bunun için büyük uğraş veriyorum, kaynak yaratıyorum.

‘Çalışma saatleri’ belli olmalı mı?

Yakın zamanda Micheal Moore’un son belgeseli ‘Where to Invade Next?’i izledim. Eğitim sistemini araştırmak için Finlandiya’ya gidiyor, belli bir yaştaki çocukların günde sadece 3 saat, haftada toplasan 10-11 saat ders gördüklerini, günün geri kalanını sadece sosyalleşerek, üreterek geçirdiğini görüyor. Başarı oranının roket gibi fırlamasından bahsediyor. İtalya’nın daha az mesai yapıp yerine daha çok tatil yaparak, daha çok sevişerek (Belgeselin yalancısıyım!) üretimi artırdığı biliniyor. Bazı meslekler, teknik olarak 9-5 yapılmalı. Bunda sorun yok. Tüm kreatif iş üretenler için mesai diye bir şey olmamalı, mümkünse çalışma saatini 24 saat olarak ayarlamalı. İşte o zaman, işini iş olarak görmezsin, hayatının bir parçasına dönüştürürsün, aşkla üretirsin. Türkiye’de maalesef 24 saatlik bir adanma bekleyen işlerde insanlar maddi ya da manevi karşılık alamıyor. Gereksiz yıprandığını hissediyor, hevesi kırılıyor. Bunu da çok iyi anlıyorum.

Cem Yılmaz 

Kolektif House Ekibi

Kolektif House

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Deniz Şenliler

Eylül 10, 2018

Yiğit Tuna

Eylül 4, 2018