Anthony Cragg Sizi ‘Asli’ Doğanıza Çağırıyor

“İstanbul Modern / Geçici Mekan ”

 (Sergiyi gezmek için son tarih 11 Kasım 2018)

Sevgili Komag okuyucuları,

Müjdemi isterim ! Bu haftadan itibaren sizleri İstanbul’daki ‘mutlaka görülesi’ sanat olaylarının içinde olduğu hem yazılı hem de – olabildiğince – görsel bir sanat turuna çıkarma görevime başlıyorum ve bu görevin de tek bir amacı olduğunu keyifle itiraf ediyorum. İçinde bulunduğunuz dakika içerisinde hemen gidip görebileceğiniz güncel sergiler hakkında bilgi vermek ve sergi için en hesaplı vakit harcama stratejisini sizlerle paylaşmak ! 

Şimdi hazırsanız ilk haftamıza başlıyoruz !

Sergi adı, yeri, ne zaman açıldığı, ne zamana kadar açık olacağı ve ne kadar sürede tamamlanabileceği hakkında kısa kısa..

Bu hafta İstanbul Modern’in geçici mekanında sergilenen Anthony Cragg’in “İnsan Doğası (Human Nature)” başlıklı sergisindeyiz. Sergi ilk olarak 23 Mayıs’ta sanatseverlere kapılarını açtı ve 11 Kasım’a kadar da açık tutmaya devam edecek. Sergide geçirebileceğiniz vakit ortalama 1 saat. 

Sergi hakkında aklınızda kalmasının iyi olacağı bazı şeyler.. 

Biliyorsunuz İstanbul Modern geçtiğimiz aylarda Beyoğlu’ndaki eski Union Française binasına taşınmış ve önümüzdeki 3 yılı burada geçirip yeniden Karaköy’deki eski mekanına dönmeyi planladığı için de bu mekanı “Geçici Mekan / Temporary Space” olarak adlandırmıştı. Küratörlüğünü İstanbul Modern Genel Direktörü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği Anthony Cragg’in “İnsan Doğası” başlıklı sergisi, bu yeni mekandaki ilk süreli sergi olma özelliği taşırken, Cragg’in 50 yıllık sanat kariyerinin her dönemine ilişkin eserlerini de aynı çatı altında bulundurabildiği için de İstanbul güncel sanat olaylarında önemli bir yer kaplamaya devam ediyor.

Hatırlayanlarınız olacaktır. Cragg’in İstanbul Modern’de sergilenen 35 eserinden önce aslında kendisinin eserleri ile Türkiye’de daha önce karşılaşmıştınız. Örneğin, İstanbul Modern Antrepo No:4’teki süresiz koleksiyon sergilerinde yer alan özel eserlerin durduğu ilk katta Cragg’in 2006 yapımı “Ugly Faces” isimli ağaç heykeli bunlardan biriydi. (Hatta pek çok turist gelir, bu eserin etrafında yürüyerek güzel bir çember çizer sonra da önünde durur resim çektirirdi.) Veyahut, 2012 yılında Galeri Artist’te sergilenen Cragg’in ‘Rational Beings’leri vardı. (Hatırlarsınız Cragg’in İstanbul’daki ilk solo sergisi olan bu sergide Cragg’in 6 adet ‘Rational Beings’i sergilenmişti.) Hatta şu an İstanbul Modern’in -1 ve 1’inci katlarında sergilenen Cragg’in tüm dönemlerine ilişkin eserlerinin içinde olduğu sergide bu ‘Rational Beings’lerden de bir kaçı muazzam ihtişamı ile sergileniyor. (Bu arada ‘Rational Beings’ler, Cragg’in her açıdan bakıldığında farklı bir yüzü olan heykelleri ve kavramsal olarak bize ‘materyallerin dinamik olduğu’ mesajını veren heykelleri.) Sergi öncesi ön bir bilgi ise şöyle. Biliyorsunuz Cragg, eserleri arasındaki akışı bölmemek adına eserlerin sağına, soluna, önüne, arkasına eserin adını ve eserin açıklamasını eklemeyi sevmeyen bir sanatçı. Bu da demek oluyor ki, sergiyi hiç bir yönlendirme olmaksızın tamamen içinizden geldiği gibi gezmeniz gerekiyor. Yani Cragg’in o eser hakkındaki açıklamasını bilmeden, eserin sizde yarattığı duygu durumu içerisinde kalma konusunda şanslısınız. (Tabii eğer isterseniz hemen sergi girişinde duran, içinde Cragg’in heykellerinin detayının olduğu menü vari broşürlerden de alabilir ve önünde durduğunuz eser neyi anlatıyormuş hiç düşünmeden bakadabilirsiniz. Ancak benim önerim, eserin detayına bakmadan önce kendinizi o eserin sizde yarattığı duyguya maruz bırakmak ve sonrasında da Cragg’in o eserde gördüğü şey ile sizin gördüğünüzü karşılaştırabilmek adına fırsat yaratabilmiş olmak.) Hem hayal gücünüzü hem de eserler arası geçiş haritanızı izleme kurgunuzun nedenselliğini görebileceğiniz bir sergi sizi bekliyor.

Anthony Cragg neden böyle bir şey yapmış derseniz.. Çünkü Cragg, herşeyden önce 69 yaşında, özgün, yenilikçi ve dünya arenasında ‘yaşayan efsane heykeltraş’ olarak bilinen bir heykeltraş olmasının yanısıra düşünce biçiminin farklılığı ile son derece sıradışı olan da bir sanatçı. Çünkü Cragg, yola bir sanatçı olmayı planlayarak çıkmamış olan bir sanatçı. Bunun sebebi Cragg’in öğrenciliğinde bir dönem laborant olarak çalışmış oluşundan geliyor çünkü Cragg’in bir laborant oluşu, Cragg’i maddelerin içerikleri konusunda çok erken bir yaşta, oldukça detaylı bilgiye sahip olan bir kişi haline getirmiş. Dolayısıyla da Cragg, heykel ve bilimin, fizik ve metafizik dünyaları düşünmeye yarayan birbirine denk ve birbirini eşzamanlı olarak tamamlayan vasıtalar olduğuna inanmış olan bir bilince hızlıca erişebilmiş. Yani Cragg’in sanat yolculuğu aslında, kendisini bir takım malzemelerden bir takım heykelleri yaratırken bulması ile başlamış olan bir sanat yolculuğu ve belki de o yüzden Cragg’in heykelleri bugüne kadar genel teamülün aksine bir fikirden yola çıkarak değil de malzemeden yola çıkarak yaratıldı. Ve belki de o yüzden, bugün Cragg’e pek çok sanatçıya sorulan türden sıradan sorular sorulduğunda bir sanatçı olarak değil de hem bir sanatçı hem de bir bilim, fizik, metafizik adamı olarak cevap veriyor. O nedenle eserleri konusunda ‘olanı değil olmayanı anlatıyorum, yani olmayan formları oluşturmaya çabalıyorum’ diyor ve sanat çevrelerinde ‘izleyici ile doğal bir duygudaşlık kurabilmiş nadir sanatçılardan biri’ olarak tanımlanıyor. Çünkü belki de gerçekten söylenildiği gibi Cragg, eserleri vasıtasıyla bir hissi, kaybolmuş bir duyguyu, yıllar öncesinde kalmış bir anın unutulmuş etkisini veya merak edilen bir doğa olayının ardındaki sırrı izleyicisine hatırlatabiliyor. Sonuçta her ne olursa olsun Cragg’in dünya dışı bir düzlemden gelmiş gibi olan heykelleri yılın her mevsiminde insanın plansız sıradanlığına çok ama çok iyi geliyor.

Yazardan not: Bugün biz, Cragg’in son derece özgür bir sanatçı zihnine sahip olduğunu bir röportajında dile getirdiği şekliyle “Coca-Cola şişelerinin kapaklarından bile heykel yapabilirim aslında” deyişinden anlayabiliyoruz. Bu anlayış da bizi, Cragg’in bahsettiği şekli ile maddenin zaten var olan, ancak an içerisinde görünemeyen kurgusunun dışavurum biçimine ulaştırıyor. Yani eğer ki bu hayatta söyleyecek bir şeyiniz varsa ve mevzu o söylenecek şeyi dışarı çıkartmaksa işte o zaman sanat da malzeme de bir araç oluyor ve parçaları birleştirdiğimiz an görmeniz gereken şey ortaya çıkıyor. Siz yeter ki gerçekten özgür olabilin ve bir şeyin bir şeye her an dönüşmekte olduğundan emin olun yeter !

Yeniden görüşünceye dek sanatsız kalmayın sevgili KoMag okuyucuları!

 

Duygu Merzifonluoglu

Duygu Merzifonluoglu